Av. Adnan Dereli
← Tüm yazılar
Yazılar · 30 Eylül 2026

Potansiyel Davalar ve Sorumluluk Sınırları

Beş muhatap, üç zarar kalemi ve altı aylık bir süre

Tasfiye sürecindeki fonlarda kayıp yaşayan yatırımcıların sorduğu temel soru, bu kaybın kimden ve hangi yolla istenebileceğidir. Bu yazı önce hangi kaybın tazminat konusu olabileceğini ayırıyor; ardından beş muhatabı, her birinin yapması gerekeni, yapsaydı ne olacağını ve yapmadığında ne olduğunu, üç zarar kalemini, açılabilecek davaları ve altı aylık süreyi ele alıyor.

Her Kayıp Tazminat Değildir

Fonun portföyündeki hisselerin değer kaybı kimseden istenemez; bu bir yatırım riskidir. İstenebilecek olan, bir kurumun kendi yükümlülüğünü yerine getirmemesinden doğan farktır. Bu ayrım yapılmadan kurulan bir talep, daha ilk incelemede zayıflar.

Ayrıca yanlış bilgi tek başına yetmez. 6362 sayılı Kanun md. 32/5-(ç) uyarınca, bilgi doğru olsaydı da yatırımcı yine zarar edecek idiyse talep reddedilir.

Fon Kurucusu, Aracı Kurum ve Dağıtıcı Banka

Fon kurucusunun yapması gereken, iade bedelini alım satım esaslarında öngörülen günde ödemek ve izahname ile yatırımcı bilgi formunda gerçeğe uygun bilgi vermekti. Bunu yapsaydı bedel valör gününde hesaba geçer, yatırımcı fonun portföy riskinin dışına çıkmış olurdu. Oysa ödeme yapılmadı, temerrüt kendi bildirimiyle sabitlendi ve alacak tasfiye sırasına bağlandı (III-52.1 md. 12 · 6362 sayılı Kanun md. 32). Belgeyi imzalayanlar ve adına imzalanan tüzel kişi müteselsilen sorumludur.

Aracı kurum ve dağıtıcı bankanın yükümlülüğü ise emri kayda alıp gecikmeksizin platforma iletmek, müşteri için mümkün olan en iyi sonucu gözetmek ve işin hesabını vermekti. Bu yapılsaydı emir kendi valör gününün fiyatından işlem görür, tutar o gün kesinleşirdi. Emir iletilmediğinde ya da geç iletildiğinde ise uygulanacak fiyat bir veya iki gün sonraya kaydı. Bu durumda istenecek zarar, iki fiyat arasındaki farktır (III-45.1 · III-37.1 · TBK md. 508).

Portföy Saklayıcısı, Bağımsız Denetim ve İdare

Portföy saklayıcısının yapması gereken, fonun talimatlarının izahnamedeki strateji ve yatırım sınırlamalarına uygunluğunu kontrol etmek, aykırılıkta düzeltme istemek ve düzeltilmezse Kurul’a bildirmekti. Bu yapılsaydı sınır aşımı erken görülür, portföy bu hâle gelmeden müdahale edilirdi. Yapılmadığında yoğunlaşma sürdü ve fonun nakde dönüş kabiliyeti zayıfladı. Bununla birlikte sorumluluk somut bir yükümlülük ihlaline bağlıdır; ihlal ile zarar arasındaki bağ ayrıca gösterilmelidir (III-56.1 md. 5 ve 11).

Bağımsız denetim ve imza sahiplerinin yükümlülüğü, izahnameye ve kamuyu aydınlatma belgelerine dayanak raporları gerçeğe uygun hazırlamaktır. Bu yapılsaydı yatırımcı aldığı riski doğru bilgiyle değerlendirirdi. Belgedeki bilgi yanlış, yanıltıcı veya eksikse, bu belgeyi hazırlayanlar ve imzalayanlar da sorumluluk kapsamına girer. Ancak Kanun, bilgi eksikliğinden haberdar olmadığını ve bunun kastından ya da ağır ihmalinden kaynaklanmadığını ispat edenin sorumlu olmayacağını düzenler.

İdarenin görevi ise kamunun zamanında, yeterli ve doğru aydınlatılmasını sağlamak ve kendisine ulaşan bildirimler üzerine harekete geçmektir. Bu yapılsaydı aykırılık erken tespit edilir, zarar bu ölçeğe ulaşmazdı. Denetim eksikliği iddiası idari yargıda tam yargı davasına konu olabilir. Ne var ki denetim bir sonuç taahhüdü değildir; somut bir bildirime rağmen hareketsiz kalındığının gösterilmesi gerekir ve genel nitelikte bir iddia ayakta kalmaz.

Zarar Kalemleri ve Açılabilecek Davalar

Talep edilebilecek üç zarar kalemi vardır. Birincisi valör farkıdır; emir zamanında iletilseydi oluşacak tutar ile fiilen uygulanan tutar arasındaki farkı ifade eder. İkincisi temerrüt faizidir; iade bedelinin ödenmesi gereken tarihten itibaren işler. Üçüncüsü eksik kalan kısımdır; tasfiyeden gelen tutar ile hesaplanan alacak arasındaki farktır. Yargılama gideri ve vekalet ücreti ayrıca talep edilir. Manevi tazminat ise ekonomik zararlarda dar yorumlanır.

Açılabilecek yollar da somut duruma göre değişir. İade bedelinin ödenmediği belgelenebiliyorsa, fon kurucusuna karşı alacak davası yoluyla alacak ve temerrüt faizi talebi düşünülebilir. Emrin zamanında iletilmediği kurum kayıtlarıyla gösterilebiliyorsa, aracı kuruma karşı tazminat davasıyla valör farkının tazmini istenebilir. Kurul işleminin hukuka aykırı olduğu ileri sürülebiliyorsa, idari yargıda iptal ve tam yargı davası gündeme gelir. Suç oluşturduğu değerlendirilen fiiller bakımından ise başsavcılığa şikâyet edilir ve suçtan zarar gören sıfatıyla dosyaya katılma istenir.

Bu yolların hiçbiri kendiliğinden açılmaz. Önce hangi kaydın eksik olduğu belgelenir, yol ondan sonra seçilir.

Altı Aylık Süre

Kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan tazminat talebi, zararın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde zamanaşımına uğrar (6362 sayılı Kanun md. 32). İzahname, yatırımcı bilgi formu ve özel durum açıklamalarına dayanan talepler bu süreye tabidir. Temerrütten doğan alacak talepleri ise genel zamanaşımına tabidir. İkisi karıştırılırsa ya erken dava açılır ya hak kaybedilir.

Bu nedenle sıralama önemlidir: önce yazılı başvuruyla kayıtlar sabitlenir, sonra tasfiyeden ödeme beklenir; fark kalırsa dava yoluna gidilir.

Dayandığı kaynaklar

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu md. 32

III-52.1 sayılı Tebliğ md. 12

III-37.1 sayılı Tebliğ

III-56.1 sayılı Tebliğ md. 5 ve 11

III-45.1 sayılı Tebliğ

Türk Borçlar Kanunu

Bu yazı 30 Eylül 2026 tarihindeki karar ve duyurulara dayanır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş niteliği taşımaz.

Av. Adnan Dereli · İstanbul Barosu · Sicil 51995