Pay Sahibi Ne Yapabilir
Tasfiye düzenlemeleri yalnızca fon katılma payı sahiplerini kapsıyor. Pay tarafı bakımından bugüne kadar bir düzenleme yapılmadı.
Bu süreçte zarar gören tek grup fon katılma payı sahipleri değildir. Borsada işlem gören paylarda, manipülasyon iddialarından etkilendiğini değerlendiren pay sahipleri de bulunmaktadır; ancak bugüne kadar yapılan düzenlemelerin hiçbiri bu grubu kapsamamaktadır. Fon katılma payı sahiplerinin hukuki durumu ayrıdır ve önceki yazılarda ele alınmıştır. Bu yazı, pay sahibinin bugün hangi yollara başvurabileceğini ele alıyor.
Aradaki Fark
Fon katılma payı sahipleri bakımından tasfiye esasları belirlenmiş, ara ödeme kararı alınmış ve fahiş kazançların iadesi için her fon adına ayrı hesap açılmıştır. Üç düzenleme de aynı hukuki zemine dayanır: fonun malvarlığı. Fon ayrı bir malvarlığıdır, hak sahipleri bellidir ve dağıtıma konu bir havuz mevcuttur.
Borsada ise zarar ortak bir malvarlığında doğmaz; bedel alıcıdan satıcıya intikal eder. Pay tarafında bugün mevcut olan tek düzenleme, 1 Ekim’de açılan Genel Hisse İade Hesabıdır. Bu hesap tek bir genel hesaptır ve yatırılacak tutarların kimlere dağıtılacağı duyuruda düzenlenmemiştir.
Zarar Belirsiz, Tahsilat Bir İhtimal
Bir pay sahibi, bugün itibarıyla zarara uğrayıp uğramadığını tespit edebilecek durumda değildir. Manipülasyon tespiti yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa hangi paylar ve hangi dönem bakımından yapıldığı açıklanmamıştır. Etkilenen pay ve dönem bilinmeden zarar hesaplanamaz, dava da kurulamaz. Bu nedenle ilk talep bu yönde olmalıdır; bu bilgi açıklanmadan atılacak her adım eksik kalacaktır.
Bugün itibarıyla güvence altına alınmış bir ödeme de bulunmamaktadır. Ancak üç unsurun bir araya gelmesi hâlinde tahsilat ihtimali doğmaktadır. Birincisi, Genel Hisse İade Hesabına yatırılacak tutarlardır. İkincisi, açılacak ceza dosyasına zarar gören sıfatıyla katılmaktır. Üçüncüsü, Türk Ceza Kanunu’nun 55. maddesidir; kazanç müsaderesine ancak menfaatin mağdura iadesi mümkün değilse karar verilebilir, mağdur belirlenebiliyorsa iade önceliklidir. Bu, bugün için bir hak değil ihtimaldir; kararda dağıtım esası düzenlenmemiştir.
Tazminat Davası ve Süresi
Zararın doğrudan tazmini bakımından bilinen tek yol tazminat davasıdır. Dava, fiili gerçekleştirenlere karşı haksız fiil hükümlerine, ortaklık yöneticilerine karşı Türk Ticaret Kanunu’ndaki sorumluluk hükümlerine, yanıltıcı açıklama bulunması hâlinde sermaye piyasası mevzuatındaki sorumluluk hükümlerine dayandırılabilir. Davanın ispat yükü ağırdır; zararın ve illiyet bağının ortaya konulması ile davalıların ödeme gücü başlıca güçlüklerdir. Buna rağmen doğrudan tazminat sonucu doğurabilecek tek yol budur.
Ancak süre sınırlıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi şöyledir: “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.” Buna göre iki yıllık süre, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlar; on yıllık süre ise fiilin işlendiği tarihten itibaren her hâlde dolar. Fiilin suç oluşturması hâlinde daha uzun olan ceza zamanaşımı uygulanır.
Soruşturma ve Kurul’a Başvuru
Ceza yolunda ise soruşturma Kurul başvurusuna bağlıdır. 6362 sayılı Kanun’un 115. maddesi şöyledir: “Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı soruşturma yapılması, Kurul tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartı niteliğindedir.” Bu şart geniştir; sermaye piyasası araçlarına ilişkin güveni kötüye kullanma ve sahtecilik de aynı Kanunda düzenlendiğinden kapsama girmektedir. Buna karşın suç duyurusunda bulunmak sonuçsuz değildir; başvuru kayda geçer ve Kurul’a yöneltilir. Kamu davası açıldığında Kurul katılan sıfatını kazanır; zarar gören de katılma talebinde bulunabilir.
Kurulu harekete geçiren usul de mevcuttur. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesi, ilgililerin idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılmasını idari makamlardan isteyebileceğini ve otuz gün içinde cevap verilmemesi hâlinde isteğin reddedilmiş sayılacağını düzenlemektedir. Zımni ret oluştuğunda dava yolu açılır. Bu nedenle Kurul’a yöneltilen talep bir temenni değil, sonuç doğuran bir usul işlemidir; cevapsızlık da başlı başına bir sonuçtur. Başvuru tarihinin ispatlanabilir olması şarttır; kayıt numarası veya kayıtlı elektronik posta teyidi saklanmalıdır.
Talepler ve Yapılacaklar
Kurul’dan talep edilebilecek üç husus bulunmaktadır. Birincisi, manipülasyon tespiti yapılıp yapılmadığının, yapılmışsa hangi paylar ve hangi dönem bakımından yapıldığının açıklanmasıdır. İkincisi, Genel Hisse İade Hesabına yatırılacak tutarların hangi esasa göre ve kimlere dağıtılacağının belirlenmesidir. Üçüncüsü ise tespit edilen fiiller bakımından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasıdır.
Pay sahipleri bakımından ise işlem dökümünün tarih, saat, adet ve fiyat bazında saklanması, zararın belgelenmesi ve her başvurunun kayıt numarasının alınması önem taşımaktadır. CİMER kayıt oluşturur ancak İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10. maddesi kapsamındaki başvurunun yerine geçmez.
Dayandığı kaynaklar
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu md. 115
Türk Borçlar Kanunu md. 72
Türk Ceza Kanunu md. 55
İdari Yargılama Usulü Kanunu md. 10
Bu yazı 1 Ekim 2026 tarihindeki karar ve duyurulara dayanır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş niteliği taşımaz.
Av. Adnan Dereli · İstanbul Barosu · Sicil 51995