Av. Adnan Dereli
← Tüm yazılar
Yazılar · 5 Ekim 2026

Ara Ödemenin Doğuracağı Risk

Fon alacaklısı ve öncelikli alacaklı bakımından

Tasfiye kapsamındaki fonlarda üç ayrı konum bulunur ve bu konumlar aynı haklara sahip değildir; bu ayrım ödeme sırasını doğrudan belirler. Bu yazı, ara ödemenin özellikle öncelikli alacaklı ve fon alacaklısı bakımından doğurabileceği riski ve bugün başvurulabilecek yolları ele alıyor.

Herkes Pay Sahibi Değil

Birinci konum, payı hesabında duran katılma payı sahibidir. İkincisi satım emri vermiş ancak talimatı gerçekleşmemiş kişidir. Üçüncüsü ise itfası tamamlanmış, payı hesabından çıkmış, karşılığı tutar alacak olarak kaydedilmiş, buna rağmen ödeme yapılmamış kişidir.

Hangi gruptasınız, hesabınıza bakarak anlaşılır. Hiç talimat vermediyseniz birinci gruptasınız. Talimat verdiniz ve paylar hâlâ hesabınızda görünüyorsa ikinci gruptasınız. Paylar hesabınızdan çıkmış ve tutar ödenmeden alacak olarak duruyorsa üçüncü gruptasınız.

Gerçekleşmemiş Talimat ile Tamamlanmış İtfa

Tasfiye esaslarının A/6 maddesi, Takasbank TEFAS Platformu üzerinden satım emri verilen ve gerçekleştirilmeyen iade talimatlarının karşılığının fon hesabına borç olarak tahakkuk ettirileceğini ve öncelikli olarak ödeneceğini düzenler. Burada iki ifade belirleyicidir: tutar fonun borcu sayılmakta, ödemede ise öncelik tanınmaktadır. Talimat gerçekleşmediği için paylar kişinin hesabında kaldığından katılma payı sahibi sıfatı da sürer. Bu kişi hem pay sahibidir hem öncelikli alacaklıdır ve önceliğin kaynağı tasfiye esaslarının kendi metnidir.

İtfa tamamlandığında ise birim pay değeri hesaplanmış, paylar itfa edilmiş, karşılığı tutar belirlenmiştir. Kişi bu andan itibaren pay sahibi değildir; fonun para borçlusu olduğu alacaklıdır. Alacağın tutarı bellidir; muaccel olup olmadığı kendi işlemine uygulanan ödeme vadesine göre belirlenir. Buna karşılık bu kişi, tasfiyeye ilişkin düzenlemelerin muhatap aldığı sıfatı kaybetmiştir. Belirli bir alacağa sahip olmak, ödemede öncelikli olmakla aynı şey değildir.

Lafız Böyle Diyor, Amaç Başka

Sermaye Piyasası Kanunu’nun 53. maddesinin üçüncü fıkrası, fon mal varlığının tasfiyesi durumunda yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme yapılabileceğini düzenler. Lafzen okunduğunda payı hesabından çıkmış kişi bu tanımın dışında kalır. Sonuç şudur: işlemi tamamlanmış kişi, tamamlanmamış olandan daha kötü duruma düşer.

Hükmün amacı ise fon mal varlığının kurucunun genel alacaklılarına gitmesini engellemektir. İtfa bedelini isteyen kişi dışarıdan bir alacaklı değil, fonun kendi işleminden doğan alacaklısıdır. Tasfiye esasları gerçekleşmemiş bir talimatın karşılığını dahi fon borcu saydığına göre, gerçekleşmiş bir talimatın karşılığının da fon borcu sayılması gerektiği savunulabilir. Bu sıra düzeni pay sahiplerinin hakkını ortadan kaldırmaz, yalnızca borçların bakiyeden önce karşılanmasını ifade eder. Bu bir yorumdur; uygulamanın hangi yönde olacağı açıklanmış değildir.

Ara Ödeme ve Doğurabileceği Risk

30 Eylül 2026 tarihli Kurul kararı, satım emri verilip verilmediğine bakılmaksızın, mutabakatı tamamlanmış tüm katılma payı sahiplerine tasfiye sonucunda hak kazanacakları ödemeye mahsuben ara ödeme yapılmasına ilişkindir. Kararın kendi ifadesi yolu gösterir: ödeme, tasfiye sonucunda doğacak hakka mahsuben yapılacaktır. Karar tasfiye esaslarının yerini almamakta, mevcut düzenin üzerine ek bir dağıtım usulü getirmektedir. Dolayısıyla ara ödeme mevcut hakları kaldırmaz; gerçekleşmemiş talimatlara tanınan öncelik yürürlüktedir ve nihai dağıtımda hesaba katılması gerekir. Ödemeler bu yazının yayımlandığı tarihte henüz başlamamıştır; itfası tamamlanmış kişinin kapsama girip girmediği de açıklanmış değildir.

Risk sırada, zarar ise sondadır. Öncelikli alacaklı bakımından risk, alacağı tam olarak karşılanmadan havuzun bütün pay sahipleri arasında paylaştırılmasıdır; hak ortadan kalkmaz, ancak karşılığı kalmayabilir. Fon alacaklısı bakımından risk daha ağırdır; alacağı fon borcu olarak ödenmediği gibi, pay sahibi sayılmadığı için dağıtımın da dışında kalabilir.

Buna karşılık zarar bugün doğmuş değildir. Ara ödeme henüz başlamamıştır ve mahsuben yapılacağından, ödenecek tutar kişinin kendi alacağından düşülecektir. Zarar, tasfiye sonunda alacağın tamamının karşılanmaması hâlinde doğar; o ana kadar ortada hesaplanabilir bir zarar bulunmaz. Bu, hakkın doğmadığı değil, henüz ölçülemediği anlamına gelir.

Sorumluluk ve Dava Yolu

Muhatap yalnızca Kurul değildir. Sermaye Piyasası Kanunu’nun 52. maddesinin üçüncü fıkrası portföy yönetim şirketine, fonu katılma payı sahiplerinin haklarını koruyacak şekilde temsil ve yönetme yükümlülüğü yükler. Dördüncü fıkra, hüküm bulunmayan hâllerde Türk Borçlar Kanunu’nun vekâlete ilişkin hükümlerinin kıyasen uygulanacağını öngörür; anılan Kanunun 506. maddesi vekile sadakat ve özen borcu yükler. 56. maddenin ikinci fıkrası, portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşun yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle katılma payı sahiplerine verdiği zararlardan sorumlu olduğunu; üçüncü fıkrası ise pay veya katılma payı sahiplerinin dava açma hakkının saklı olduğunu belirtir. Bu hükümlerin payı hesabından çıkmış kişi bakımından nasıl uygulanacağı ayrıca tartışılacaktır.

Kurul kararı ise bir idari işlemdir ve yargı denetimine açıktır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi iki ayrı dava öngörür ve ikisi ayrı şarta tabidir: iptal davasını menfaati ihlal edilenler, tam yargı davasını ise kişisel hakkı doğrudan muhtel olanlar açabilir. Aradaki fark burada belirleyicidir. İptal davası için zararın doğmuş olması şart değildir; kararın kişinin hukuki durumunu etkilemesi yeterlidir. Tazminat istemi ise zararın doğmasını, yani tasfiye sonunda alacağın eksik kalmasını bekler. Davanın muhatabı Sermaye Piyasası Kurulu’dur.

Bu davalarda iki ayrı takvim işler. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin dördüncü fıkrası, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden başlayacağını, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceklerini düzenler. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gündür. Kararın kendisine karşı süre duyuru tarihinden işler. Kendi ödemesine karşı dava hakkı ise bundan bağımsızdır; 12. madde, bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılabileceğini öngörür. 10. madde uyarınca idari makama yapılan başvuruda otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır; 11. madde uyarınca üst makam başvurusu işlemeye başlamış dava süresini durdurur.

Bugün Başlatılabilecek Süreç

Beklemek tek seçenek değildir. Ara ödeme henüz başlamadığına göre bugünden istenebilecek olan, ödemenin kendisi değil bilgisidir. Ödemenin hangi takvimde yapılacağı, net yatırım tutarının hangi esasa göre hesaplanacağı ve kişinin talimatının hangi grupta değerlendirildiği yazılı olarak sorulabilir.

Buna ek olarak talimatın iletim tarih ve saatini, uygulanan birim pay değerini ve hesaba kaydedilen tutarı gösteren döküm istenmelidir. Başvuru cevapsız kalırsa otuz günün sonunda istek reddedilmiş sayılır ve takvim o tarihte başlar; bu nedenle başvurunun kayda alındığı tarihin belgelenmesi gerekir.

Dayandığı kaynaklar

Tasfiye esasları A/6

30 Eylül 2026 tarihli Kurul kararı

6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu md. 52, 53 ve 56

Türk Borçlar Kanunu md. 506

2577 sayılı Kanun md. 2, 7, 10, 11 ve 12

TEFAS kayıtları

Bu yazı 5 Ekim 2026 tarihindeki karar ve duyurulara dayanır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş niteliği taşımaz.

Av. Adnan Dereli · İstanbul Barosu · Sicil 51995